Doç. Dr. Derya GÜLEÇ ÖZER: Konut Tipolojisi Üzerinde Yeniden Düşünüp Üretilmeli

İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü akademik uzmanlarından Doç. Dr. Derya GÜLEÇ ÖZER ile sadece www.insaatnoktasi.com ziyaretçilerine özel söyleşi gerçekleştirdik. Mesleki donanımı ve bilgi birikimi ile inşaat ve yapı sektörünü, sektörün mimari boyutlarını değerlendiren Derya Güleç Özer koronavirüs salgınını sektörel olarak yorumladı.

Doç. Dr. Derya GÜLEÇ ÖZER: Konut Tipolojisi Üzerinde Yeniden Düşünüp Üretilmeli

Öncelikleri sizi yakından tanıyabilir miyiz? Doç. Dr. Derya GÜLEÇ ÖZER kimdir, hangi süreçleri geçip, bu başarılara kavuştu? Şu an ne yapıyor?

Merhaba, öncelikle bu söyleşi serisine beni de davet ettiğiniz için teşekkür ederim. Ben, 2004 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nden lisans, Gazi Üniversitesi’nden yüksek lisans, İstanbul Teknik Üniversitesi Mimari Tasarımda Bilişim programından ise doktora derecelerimi aldım. Daha sonra bir süre Amerika’nın Boston şehrindeki Massachusettes Institute of Technology’de doktora sonrası çalışmalarda bulundum. Halen, bir yandan İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde akademik hayatıma devam ederken, bir yandan da mimari proje yarışmaları ile pratik hayatımı devam ettirmeye çalışıyorum. Bugüne kadar ekip arkadaşlarımla birlikte birçok ödül aldık, uygulamalar yaptık, ama bu sürecin en keyifli yanı, sürekli üretimin içinde olmak, pratik hayattan kopmamak.

KONUT TİPOLOJİSİ ÜZERİNDE YENİDEN DÜŞÜNMEMİZ VE ÜRETMEMİZ GEREKİYOR

Peki sektöre gelecek olursak; 2019 yılı yani koronavirüs salgını öncesi inşaat ve yapı sektörü ile 2020 yılı ve sonrası sektör değerlendirmeleriniz neler?

Teknolojik alanlarda üretim ve yapım teknolojilerini yakından takip eden biri olarak söyleyebilirim ki, inşaat sektörü ülkemizde bir kısır döngü içerisinde. Sürekli aynı tip konut, aynı üretimler ile ileriye gidebilmemiz söz konusu değil. Bu salgın süresince evde kaldığımız dönemde gördük ki, artık konut bildiğimiz konut değil. Çalıştığımız, yaşadığımız, spor yaptığımız, çocuklarımızla zaman geçirdiğimiz, kısacası tüm zamanımızın geçtiği yer. Elbet bir gün bu karantina süreci bitecek, ama evde çalışan, evde üreten nüfus artacak. Artık konut tipolojisi üzerinde yeniden düşünmemiz ve üretmemiz gerekiyor.

İnşaat sektöründeki en önemli alanlardan birinin yenilikçi malzeme geliştirme olduğunu da görüyorum. Firmalar mutlaka ARGE faaliyetlerinde bu yönü desteklemeliler. Bilgisayar destekli üretim teknolojileri, akıllı malzemeler, hafif ve dayanıklı yapılar gibi alanlar üzerinde çalışılması gereken alanlar. Özellikle de İstanbul gibi deprem riskinin en yoğun olduğu bu dönemde, dayanıklı ve hafif yapı alanında daha fazla proje üretilmeli.


Deprem konusuna değindiniz. Bu noktada neredeyiz? Salgın nedeni ile bu konuyu unuttuk mu?

Maalesef deprem konusunu yine unuttuk. 4-5 ay öncesinde yine insanlarda bilinç düzeyi artmış; eğitimler veriliyor, insanlar önlemlerini alıyordu. Bakanlığın ve Belediyelerin desteği ile birçok kentsel dönüşümün gerçekleştiğini, riskli yapıların boşaltılarak, yeni dayanıklı konutların inşa edildiğini takip ediyordum. Sadece İstanbul genelinde yaklaşık 65.000 riskli konut var. Çok acil önlem almalıyız. Umuyorum ki bu gelişmeler hız kesmeden devam eder.

İstanbul’un her gün gelişmekte olan yeni yerleri hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Dünya tek bir ülke olsaydı başkenti İstanbul olurdu” demiş Napolyon Bonapart. O da kadar güzel bir dünya şehri ki, bu kadar bozmamıza rağmen, değişmeyen bir güzelliği var. İstanbul’a verdiğimiz tahribatı tanımlarken, kendimize dönüp bir bakmalıyız. Tarihimize nasıl sahip çıkıyoruz, yeşil alanlarımızı ne kadar koruyoruz? Bir kenti kent yapan unsurlar, ne kadar beton yapı yaptığınız değil, ne kadar halka açık kamusal alan ürettiğiniz ile ölçülüyor. İşiniz, eviniz, okulunuz arasında ne kadar vakit harcıyorsunuz, toplu taşıma ile rahatlıkla ulaşabiliyor musunuz, bunlar da çok önemli unsurlar. İstanbul’un çok şanslı birkaç semti var, onlar da yeşil alan - yapı alanı oranı en büyük olan semtler.

Gelişime asla karşı değilim. Evet İstanbul büyük bir metropol, nüfusu hızla artıyor, artmaya da devam edecek. Ama biz bunu planlı yapacağız. Burada kişisel çıkarlar/rantlar değil de, toplum sağlığı ve huzuru ön planda tutulacak.

Ben eğitimciyim. Öğrencilerimle derslerimde erişilebilirlik, sürdürülebilirlik gibi kavramları proje derslerinde özellikle sürekli vurguluyorum. Bu kavramlara uygun projeler geliştiriyoruz. Piyasa şartlarında nasıl işverenlerle çalışırlar, nasıl imar şartları ile boğuşurlar bilemiyorum ama onların insan haklarını gözeten, duyarlı ve çevreyi koruyan projeler üretmeleri benim en büyük hedefim.

İNŞAAT SEKTÖRÜNÜN TÜM ALANLARINDA BU KONULARIN GÜNDEME ALINMASI GEREK

Ekolojik tasarım nedir, bizlere kısaca bahsedebilir misiniz?

Ekolojik tasarım yaklaşımı, ilk ortaya çıkışı 1970’lere dayanan, çevreleriyle uyumlu ve pasif tasarım ilkelerini kullanan yapılar üretmeyi amaç edinmiş bir tasarım biçimidir. İyi bir tasarımın doğayı örnek alan tasarım olduğunu savunmuş, doğa ile birlikte tasarımı vurgulamıştır. Ekolojik tasarım insan ve çevresine eş zamanlı olarak duyarlı bir yaklaşım oluşturan uyumu; ve aynı zamanda dünya kaynaklarının da yeterli oranda ve ekonomik kullanımı ilkesini bir arada sağlamaktadır.  Giderek artan çevresel sorunlar bağlamında yapılı çevrenin ele alınması ile birlikte, gelecek nesle daha iyi bir çevre bırakabilmek hedefiyle, inşaat sektörünün tüm alanlarında bu konuların gündeme alınması ve sürdürülebilir çevresel tasarım konseptlerinin uygulanması gerekmektedir.

Ben Gaziantep’liyim. Anadolu kültürünü yakından tanıyarak büyümüş olmakla gurur duyuyorum. Gaziantep’in yemekleri olduğu kadar yerel malzemeleri, örneğin havra ve keymık taşları, çok önemli değerler. Halen birçok tarihi konutun restorasyonunda kullanılıyor, yaşatılıyorlar. Kerpiç yine doğal ve nefes alan bir malzeme. İnşaat tekniklerini geliştirebilmek için çalışan birçok akademisyen hocamız var. Anadolu’nun her yerinde kendine özgü yerel değerler var. Bunları kullanmayı ve yaşatmalıyız.

Bir bina yapılırken mimarla çalışmanın ve çalışmamanın karşılaştırmasını yapacak olursak neler söylersiniz?

Bu durum öncelikle yasalara karşı. Mimarın yapı tasarımında çok önemli bir rolü var. Bir mimar eğitimi boyunca estetikten forma; yapı bilgisinden bina bilgisine, sürdürülebilirlikten yapı performansına, mimarlık tarihinden restorasyona, birçok alanda eğitim alıyor. Kendini sürekli geliştiriyor, sanatla ilgileniyor, yazı yazıyor, yarışmalara giriyor. Mimar profili, kültür düzeyi yüksek, çevresinden sorumlu, işini iyi bilen ve kamu yararını gözeterek kaliteli mekan üreten bir profil. Yapı sektörü ancak, böyle yüksek profilli kişiler ile çalışarak ileriye gider. Ya da aynı tip projeleri, patates baskısı gibi üretip, kentine bir katma değer katamaz.

 

SÜREKLİ YENİYİ ARAMALIYIZ

Yeni mimar adaylarına ve mimarlık fakültesi öğrencilerine üç öneride bulunacak olsanız neler söylersiniz?

Merak, bizim mesleğimiz olmazsa olmazı. Merak olunca kişi, her türlü bilgiye de ulaşabilir, en yenilikçi çözümleri de üretebilir. Sürekli yeniyi aramalıyız. Artık mesleklerimiz arasında çok kesin çizgiler yok. Mimar, bilgisayar destekli tasarım araçlarını da çok iyi kullanabilmeli, kalemini de. Sürekli araştırıp, öğrenecek ve kendimizi geliştireceğiz.
Çevreye duyarlılık çok önemli. Mimar kendi egosundan sıyrılıp, çevresine ve kentine katma değer katmak için uğraşmalı. İklim, çevresel veriler, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı, yöresel malzemelerin araştırılması çok büyük önem taşıyor.
Ve insan. İşimiz insanları mutlu edecek, keyifle çalışmalarını, yaşamalarını sağlayacak mekanlar yapmak. İnsanları çok iyi tanıyacağız, farklı kültürleri, alışkanlıkları bileceğiz; mekân tasarımızında bunları gözeteceğiz.

ÖNEMLİ OLAN KENTSEL DOKU

İstanbul’da mimari olarak değerlendirdiğinizde en beğendiğiniz üç yapı hangisidir?

Bu çok zor bir soru. Belirli bir yapıdan ziyade, kentsel doku daha önemli. Mahalle kültürünün yaşatıldığı, arabaların az, insanların sokak ile bir bütün halinde yaşadığı yerler favorim. Örneğin Kuzguncuk ve Balat. İkisinde de insan, kendisini insan gibi hissediyor, çünkü mahalle ölçeği biz insanlara göre tasarlanmış. Şehir merkezinde ise yüksek binaların arasında ezilip gidiyor insan, kendisini küçük hissediyor.

Tarihle çok içiçe olduğum ve akademik çalışmalarımı da bu konularda yürüttüğüm için, İstanbul’da çok beğendiğim birçok tarihi yapı var. Bu yapılarda dış mekân, avlu kullanımı da ön plana çıkıyor. Çok güzel restorasyon çalışmaları yapılıyor, Bomontiada buna çok güzel bir örnek. İnsanların hem üretip hem eğlenebileceği bir yapı kompleksi, bu açıdan çok başarılı.

Yapı özeline geldiğimizde ise, yenilikçi uygulamaları çok beğeniyorum. Emre Arolat’ın Sancaklar Camii çok farklı bir mekân arayışında, insana huzur veriyor.

Tarihi mirasın görselleştirilmesi hakkında yapılan çalışmaları nasıl buluyorsunuz?

Öğrencilik yıllarımdan beri sanat tarihi ve arkeoloji ile iç içeyim. Sardis (Manisa), Sagalassos (Burdur), Parion (Çanakkale), Corinth (Yunanistan) kazılarında çalıştım. Halen de Alanya’da Syedra Arkeolojik Kenti’nde çalışmalarımıza devam ediyoruz. Doç. Dr. Ertuğ Ergürer başkanlığında kazılarını yürüttüğümüz Syedra muhteşem bir antik kent, keşfedilmeyi bekliyor. 
MIT Boston’da çalışmalarımı sürdürdüğüm yıllarda tarihi mirasın görselleştirilmesi alanında Prof. Dr. Takehiko Nagakura ile çalışma fırsatım oldu. Kendisi bu alanda önemli bir akademisyen, Machu Picchu kentinin görselleştirmesini de ekibi ile o yapıyor. Arkeoloji alanındaki en büyük problem, ziyaretçilerin mekân ile iyi iletişim kuramamaları. Anlamlandıramadığınız şeyleri sahiplenemezsiniz. Bu noktada VR (Sanal Gerçeklik) ve AR (Artırılmış Gerçeklik) teknolojileri son dönemde çok hızlı gelişti. Ziyaretçiler akıllı telefonları ile müzeleri, arkeolojik ören yerlerini gezebilir ve yerin eski dönemde nasıl olduğunu görebilir/anlayabilir hale geldiler. Bu çok önemli bir gelişme. Nagakura ile ekibi ile Türkiye’ye geldiklerinde Göreme Milli Parkı ve çevresinde de çalışma fırsatımız oldu. Bu çalışmaları yakın zamanda yayınlayabilmeyi umuyorum.

MİMARLIĞIN GELECEĞİ ÜZERİNE DÜŞÜNEN VE ÜRETEN UZMANLARI BİR ARAYA TOPLADIK

Son olarak yeni bir girişiminizin olduğunun duyumlarını aldık ‘’arch.futures’’ ismiyle geleceğin mimarlarına yön veriyorsunuz. Bu projenin süreçlerinden ve gelişmelerinde bahsedebilir misiniz?

Evet, bu karantina süreci ile birlikte çok güzel bir oluşumun içerisine girdik. Mimarlığın Geleceği üzerine düşünen ve üreten uzmanları bir araya toplayarak bir söyleşi serisi oluşturduk. TOBB ETU Üniversitesi Mimarlık Bölüm Başkanı Doç. Dr. Murat Sönmez ile Instagram üzerinden canlı yayın yaptığımız “arch.futures” kanalını kurduk. Benim ve Murat hocamızın koordinasyon ve moderatörlüğünde gerçekleştirilecek bu seride, ulusal/uluslararası alanında uzman konuklarla her şeyin [nasıl?] olabileceği arch.futures platformunda tartışılacak. Almanya, İtalya, Amerika’dan konuklarımızın yanısıra Türk mimarlarında fikir ve görüşlerini alarak geleceğimize yön vermek istiyoruz. Bu projenin sonuçlarını bir kitap ile kamuoyu ile de paylaşacağız.
Temel argümanımız şu: “Bugün yaşadığımız her şey hayatın tüm alanlarının değişebileceğini gösteriyor. Mimarlıkta kuram ve pratiğe yönelik tüm ilgili alanların da sınırlarının "ötesine" geçmesi kaçınılmaz görünüyor. Peki "Nasıl? ".. Nasıl tasarlanacak?  Nasıl yapılacak?  Nasıl yarışılacak? Eğitim nasıl olacak? Mimarlığın geleceği üzerine birlikte düşünelim. “diyoruz.